FacebookTwitter

Nötr Mekanın Olasılığı Üzerine

By on Ara 9, 2018 in Uncategorized | 0 comments

Share On GoogleShare On FacebookShare On Twitter

İnsanın mekan üzerine fikir yürütme girişimleri Antik Yunan’dan günümüze kadar uzanmaktadır.Felsefenin de gündemini oluşturan elemanlardan biri olan ‘mekan’ kavramının üzerine yapılan ilk tartışmalar soyut/somut, doluluk/boşluk,görülebilen/görülemeyen, algılanan/algılanmayan gibi karşılaştırmalar çevçevesinde gerçekleştiriliyordu. İnsan, bir nesne yahut özne olarak varsayılıp yani etken veya edilgen olarak konumlandırılıp mekan bu minvalde eğreti bir perspektifle değerlendiriliyordu ve bahsedilen konular üzerine kısır ürünler çıkmasının sebebi denkleme dahil edilmeyen değişkenlerin noksanlığının bizi nitelikli bir sonuçtan uzaklaştırmasıydı. Aslında kente, mekana, topluma dair düşüncelerin filizlenmesi kuramsal ortamda farklı düşüncelerin,ideolojilerin ve keza sanayileşme sonrası kapitalizmin güdümüyle olmuştur.Fikirler ortamındaki soyut savaş ortamı düşünce dünyamızda yeni muharebe alanlarının açılmasına ve bunların kısa bir zaman içerisinde büyük bir hızla gelişmesine yol açmıştır. Bu yönüyle Marx’ın yaklaşımı zaman içersinde çok yönlü çürütülmüş olmasına rağmen mekansal sınıflaşma tartışmalarını başlatması sebebiyle önemlidir. Temel kuramları ve kuramcıları açıklamak çok uzun süreceği için Lefebvre, Castells, Harvey gibi isimlerin söylediklerine önceden göz atmak gerekli.

Mekan durağan değil dinamik bir olgudur. Hem kuşatır, hem de kuşatılır. Hem müdahale eder hemde maruz kalır yani etkiler ve aynı zamanda etkilenir.

Tarih sahnesinde 80’lere gelene kadar düşüncelerimizin kısıtlı bir alanda seyretmesinin altında yatan sebep de psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi sosyal bilimlerin bu kavramlar üzerine henüz eğilmemiş olmasıydı demek yanlış bir önerme olmaz.Disiplinler arası araştırmaların günümüzde bu derece önem arz ediyor oluşu da bizim, hakim düşünce kabuğumuzun dışında, çok daha nitelikli bir yöntem bulma arayışımızdan ileri gelir. Rönesans dönemi ‘jack of all trades’ tipi insanların işlevselliği biteli uzun bir zaman oluyor çünkü bulunduğumuz konum ve dönemin dinamikleri muazzam genişlikte olan alanlara vasıflı bir katkı sunmak için özelleşilmiş(specialized) alanlara odaklanılmasını ve farklı disiplinler ile ilişki içinde olarak bağımsız ama bağlantılı bir birlikteliğin zaruriyetini gözler önüne seriyor. Bir kavramın somut düzlemde uzamını araştırır ve eleştirirken farklı bir düzlemde soyut kavramlarla olan korelasyonunu gözden kaçırdığınız takdirde mekanı okumakta güçlük çekersiniz.

Konunun metafizik boyutuna girip konudan uzaklaşmamak amacıyla, her mekanın belirli aşamalar sonucunda üretildiğini kabul alarak devam edeceğim.

Pozitif/Negatifkarşıtlığına indirgemeden evvel nötr bir mekanın varlığını sorgulamayı denesek dahi tatmin edici bir sonuca varamıyoruz. Doğadaki, insan etkisinden uzak,-nispeten- politize olmamış mekanları incelediğimizde bile bir güç ilişkisinin,bir etkiler şematiğinin var olduğunu görüyoruz. İnsanın içerisinde bulunduğu her ortamda ise bir ilişkiler hiyerarşisi, değerler ve düşünceler çatışması –böyle bir çatışmadan kasıt ise daima negatif anlamda olmak zorunda değildir- vardır. Lefebvre’ye göre insan önce varolan mekanları –coğrafi/fiziksel- kullanır,sonradan bunların üzerine kendi toplumsal üretimlerini gerçekleştirir. Mekanı“saf, apolitik, nesnel, yansız” bir kavram ve nesne olarak görmek doğru olmaz.Mekanın üretiminde toplumsal değerler/anlamlar ve kültürel pratikler belirleyici unsurdur. Bunların sonucunda ise mekânsal algılarımız ve uygulamalarımız şekillenir. Yaygın değerlendirme yöntemi fiziksel biçim ve barındırdığı işlev üzerinden gitmektedir fakat bunların yanında yaşanmışlıklar, gelişim ve değişim hareketleri –mekan tanzimi-, mimari özellikler ve yerleşimp lanlarına yani sosyal etmenlerden, fiziksel etmenlere kadar geniş bir yelpazede bakılmalıdır. Kent açısından baktığımız takdirdeyse insanların yaşayış biçimleri çevreye mekanları yorumlamaları yoluyla aktarılır ve bu yorumlamalar sonucunda, belli bir süreç sonrasında, kendilerine özgün bir kültür geliştirirler. Tekdüzeliğin olduğu yerlerde ise mekânsal bellek noktasında silik ve güçsüz bir eğreti homojenlik hasıl olur. Altkültürler ve ideolojik birliktelikler ise Lefebvre’nin ‘Mekanın Üretimi’nde değindiği mekânsal gruplaşma ve örgütlenmenin tetikleyicisidir.

Fiziksel mekanlarımızın dışında, rüyalar/hayaller vasıtasıyla soyut mekanlar yaratabiliyoruz. Fiziksel erişilebilirliğe sahip tüm mekanların metaya dönüştürülebildiği bir ortamda aynı yaklaşımın tahayyül mekanlarına da uygulanması şaşırtmamalıdır ki VR ile gelen yeni yapay ortamlar bize bunun sinyalini veriyor. Hem materyal hem de soyut dünyada Lefebvre’nin dediği gibi“algılanan, tasarlanan ve yaşanılan” olarak üç mekan tasniflemesinden söz edebiliriz. Soyut mekan, zihinsel üretimler sonucunda ortaya çıkar, dahası gündelik hayatta, mekanın kendi oluşumsallığı, bizi somut ve soyutun bir iç içeliğine yönlendirmektedir. Biz bu materyal ve zihinsel çakışmasında üretimlerimiz aracılığıyla hem programlıyor hem de programlanıyoruz. Bilgi,düşünce, duygu ve ideolojilerimizin izdüşümünü mekanda görürken, keza birbiriyle ilişkili bu kavramların mekanı ürettiğine de tanık oluyoruz. Değişim ve gelişimin, yaşanılan çevreye yansımalarının, iktidar ve sermaye ilişkilerinin etken olduğu müşterek evrenimizde alt-mekanlar yaratıp kendi zihnimizde butik ütopyalar/distopyalar oluşturuyoruz. Son olarak biçime özgü anlayış yerine anlam ile yoğrulmuş bir pratiğin, öz ile birlikteliğin doğası gereği yol açtığı gerilimi mekânsal kodları çözümlememiz için elzem olduğu aşikardır.

Nötr bir mekanın olasılığı ise ancak duyusal/fiziksel/sosyal/siyasi/ ve çevresel etkenlerin en az etkin olduğu yahut bu etkenlerin yaratılan mekanı baskın bir amil olarak doğrudan tesiri altına alıp, manipüle etmediği kurgularda mümkün olabilir. 

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir